Ortadoğu'da Türkiye barışı
Pazartesi 11/08/2008
Dr. Hicran KAZANCI
 Afganistan ve Irak'ın ABD tarafından işgal edilmesiyle birlikte ortaya çıkan gerek bölgesel gerekse küresel gelişmeler, coğrafi bakımından Türkiye'nin de yer aldığı Ortadoğu bölgesinde yeni bir sürecin başlangıcını beraberinde getirdi. Bu süreç, Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu'nun jeostratejik ve jeoekonomik önemini eskisinden daha fazla odak noktası haline getirdi. Bu, Türkiye'nin Ortadoğu'ya yönelik geçmişte uyguladığı Batılı ülkeleri izleyen politikasından uzaklaşması ve farklı bir siyaset uygulamaya başlaması anlamına geliyordu. Yani Türkiye, uzun yıllardan beri Irak merkezli Ortadoğu'ya yönelik olarak yürüttüğü Batı kaynaklı siyasi ve askeri işbirliği gibi anlaşmaların yol açtığı "Batı yanlısı imajı" veren, Türkiye'yi Ortadoğu bölgesinden uzaklaştıran politikalarından uzak olan ve ekonomik temeller üzerine kurulu bir politika geliştirmeye başladı. Türkiye'nin Ortadoğu bölgesine büyük önem vermesinin altında yatan önemli nedenlerden biri jeopolitik konumudur. Aynı zamanda, tarih, coğrafya ve kültürel bakımından Ortadoğu'nun bir parçası olan Türkiye'nin jeopolitik konumu, bölgede süregelen gelişmelerin karşısında ulusal güvenliğini korumanın ve ulusal çıkarlarını koruyan ekonomik ilişkiler kurmanın yanı sıra bölgesel ve küresel manevra kabiliyetinin geliştirilmesini zorunlu kılıyor. Türkiye, Afganistan ve Irak'ın işgaliyle birlikte bölgede değişen dengeler ve patlak veren sorunlar karşısında reel esaslar üzerine kurulu bir politika izliyor. Çünkü Sünni Taliban ve laik Saddam yönetimlerinin devrilmesiyle birlikte, İran'ın nüfuzu bölgede giderek artmaya başladı. Arap dünyasını dış müdahalelerden koruyan Irak, Suriye, Libya ve Mısır'dan oluşan "Savunma ve Taarruz Cephesi" Irak'ın işgaliyle birlikte çöktü; bu cepheye ekonomik ve lojistik destek sağlayan Körfez Ülkeleri de "İran tehdidine" karşı koyma uğraşına girdi. Mısır merkezli Arap Ligi ise tüm gelişmeler karşısında etkisiz kalarak, Arap dünyasında ortaya çıkan sorunlara seyirci kalmanın ötesine gidemedi. Bu gelişmeler, Ortadoğu coğrafyasında yer alan Arap ülkelerinin içsel ve dışsal problemlerinin artmasına yol açtı. Buna ilave olarak, ABD'nin bölgeye yerleşmesi, İran'ın bölgedeki etkisinin artması ve İran-İsrail çekişmesi gibi meseleler bölgenin istikrar, güvenlik ve huzurunu tehlikeye soktu. Coğrafi açıdan hassas stratejik konumundan dolayı, Türkiye'nin bölge ülkeleriyle olan işbirliği sadece ekonomik boyutlarda kalmayacak, başta güvenlik konusunda olmak üzere karşılıklı bağımlılık işbirliği alanlarını da kapsayacaktır. Türkiye, Arap Müslüman devletleri ile olan siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerini, Batılı ülkelerle olan bağlarını etkilemeyecek biçimde değişik üslup ve kanallardan yürütebilme becerisine sahiptir. Ulusal çıkarlarını korumanın yanı sıra Atatürk ilkelerinin doğrultusunda hem Arap dünyasıyla hem de Batı dünyasıyla ilişkilerini sürdüren Türkiye, son dönemde Arap ülkeleriyle olan ilişkilerinde sabit fikir görüşüne dayalı değil faydacı temele dayalı esnek ve çok seçenekli bir politika izliyor. Bu çerçevede Türkiye, bölge ülkeleriyle olan bağlarında devamlılık arz eden işbirliği yapmaya çalışıyor. Coğrafi bakımında Türkiye'ye yakın olan Ortadoğu'nun büyük bir tüketici pazar olması ve geniş enerji kaynakları içermesi, Türkiye için olumlu bir ekonomi ve ticari seçenektir. Buna karşın, demokrasinin gelişmesini gerçekleştiren siyasi ve ekonomik reformların yapılması halinde istikrar, güven ve huzura kavuşacak olan Ortadoğu ülkeleri, Türkiye'nin laik rejim, liberal ekonomi deneyimi ve Müslüman olması gibi özelliklerden faydalanarak ve/veya bu özellikleri örnek alabilirler. Irak'ın işgal edilmesinden sonra bölgede değişen dengeler karşısında, Arap ülkeleri askeri ve siyasi konumundan dolayı bölgede eskisinden daha fazla denge sağlayabilecek durumda olan Türkiye'nin Ortadoğu'da oynadığı role büyük ihtiyaç duyuyorlar. Jeopolitiği nedeniyle Arap ülkeleri kadar ABD başta olmak üzere bazı Batılı ülkelerin de bölgedeki rolüne ihtiyaç duyduğu Türkiye, Ortadoğu'da üstlendiği rol ile çıkarları arasındaki gereken dengenin kurulmasını başardı. Başka bir ifadeyle, Irak'ı işgal eden ABD'nin yanında yer almayan, ancak ulusal çıkarlarını tehdit eden ve Irak'ın kuzeyinde yuvalanan PKK terör örgütüne karşı gereken askeri müdahaleyi yapan Türkiye, Arap-İsrail anlaşmazlığı konusunda barış sefirliği yapıyor. Türkiye'nin, süper güç olan ABD ve bazı Batılı ülkeler gibi İsrail ile olan güçlü ilişkisi, gelişen askeri gücü ve Arap ülkeleriyle olan tarihi, ekonomik, kültürel bağları arabuluculuk rolünde önemlidir. Buna ilave olarak da Batılı bazı ülkeler gibi Kafkasya, Orta Asya, Balkan ve Ortadoğu ülkelerinin yönetimleri de, Türkiye ile çok boyutlu bir işbirliği kurmaya hazır olduklarını gösteriyorlar. Türkiye'nin, Birleşik Arap Emirliği ile 1,6 milyar, Suudi Arabistan ile 780 milyon ve Kuveyt ile 220 milyon dolar olan yıllık dış ticarinin yanı sıra Irak ile son dönemde imzaladığı stratejik işbirliği yüksek konseyi de bölgede büyük etki ve nüfuz kazanmasına yol açtı. Türkiye, Ortadoğu bölgesinde istikrar ve barışın sağlanması konusunda derin tecrübeye sahip bir ülkedir. Ve bu bölgede geçmişte sağlanmış olan barış süreçlerinde büyük katkısı olmuştur. Türkiye, bölgenin tek modernleşme sürecini tamamlamış Batılı ülkesi olma özelliği ile Ortadoğu'da süregelen menfi durumu müspet gelişmeye dönüştürebilir. Çünkü Türkiye, Osmanlı'dan gelen -bu kadar büyük bir coğrafyaya, yüzyıllarca hükmeden ve etnik kavgaya fırsat vermeyen- geleneksel devlet yönetim tarzı ve demokrasi deneyimiyle harmanlanmış bir ülke olarak, mevcut konjonktürde Irak merkezli bölgede barış adına büyük katkı sağlar.
|
|
|
| | |